Yayin Tarihi: 4 Nisan 1998

USTATLARIN KALEMiNDEN

 

TÜRKiYE'NiN MiSYONU

Dr. Sükrü Elekdag

Türkiye Cumhuriyeti
A.B.D. eski Büyükelçisi

Dr. Sükrü Elekdag kimdir?
(Mesleksel özgeçmisi)


Soguk savasin sona ermesiyle birlikte Türkiye'nin yildizi aniden parladi. Bunun tek nedeni dunyadaki devrimsel degisimdi. Azerbaycan ile Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin dunya sahnesine bagimsiz devletler olarak cikmalarinin, bu ulkelerle tarih, kultur ve dil birligine sahip olan Türkiye icin yarattigi politik ve ekonomik firsatlar, Bati'nin dikkatinin birden ulkemiz uzerinde odaklasmasina yol acmis, Türkiye, Türk kokenli cumhuriyetlerle yatirim ve ticaret iliskilerinin kurulmasinda bir koprubasi olarak gorulmeye baslanmisti.

Bunun yaninda, Balkanlar'dan Cin'e kadar uzunan bir Türk kultur kusaginin ortaya cikmasiyla birlikte, Türkiye'nin bu kusak uzerindeki merkezi konumu ve olaylari etkileme gucu, ulkemize uluslararasi alanda kayda deger bir agirlik kazandirmisti.

O gunlerde ulkemizin Bati gozunde kazandigi onemin bir baska boyutunu da, unlu The Economist dergisi (16.8.1992) soyle izah ediyordu:

"Türkiye onemlidir, cunku Türkiye 70 yil once Kemal AtaTürk'un onderliginde Musluman bir toplumun cogulcu demokrasiyi uygulayip yasatabilecegi iddiasiyla bir atilim yapmistir. Türkiye, bugun, laik ve cogulcu demokrasi cizgisini surdurmektedir. Komunizmin cokmesi Türkiye'nin bu cizgide basariyla ilerlemesine Bati icin cok daha buyuk onem kazandirmistir. Cunku soguk savas sonrasi donemde, Islamla demokrasi arasindaki uzlasmazlik dunyadaki en yuksek catisma olasiligini olusturuyor. Sovyetler'in dagilmasiyla ortaya cikan alti yeni Musluman devlet, halen Türkiye'nin laik ve cogulcu modelinin kendileri icin bir ornek olusturup olusturmadigini inceliyorlar. Eger Avrupa, 21. asirda Islam alemiyle iyi iliskiler istiyorsa, Türkiye modelinin basarili olmasinda buyuk cikari vardir."

Türkiye, bu "ornek alinacak model olma rolune" heyecanla soyundu. Ankara, bes Türk kokenli cumhuriyetle, bir yandan, ekonomik, ticari, siyasi ve kulturel alanlardaki iliskilerini guclendirir ve bu kardes ulkelere, parasal, ayni ve teknik yardimlar yaparken, diger yandan da, onlarin egemenlik ve bagimsizliklarinin guclendirilmesi ve dunya ile butunlesmelerinin saglanmasi amaciyla yogun faaliyet ve girisimlerde bulundu.

Basbakan Demirel'in Nisan 1992'de ulkelerini ziyaret ettigi bes cumhurbaskanina birer ornek anayasa vermesi ve onlara kurmakta olduklari devlet yapisina iliskin telkinlerde bulunmasi da bu baglamda ozel bir anlam tasiyordu. Bu cumhuriyetler icin bir cekim merkezi ve ornek alinacak bir model olma yolunda mesafe alan Türkiye'nin, bu vasiflariyla Türkluk dunyasinda bir rehberlik rolu ustlenmesi dogal gorunuyordu.

Bu gelismeler, Türk kamuoyunda buyuk umutlar yaratti ve ulkemizin ufkunda bir ulusal hedef sekillendi: Türkiye 2000'li yillara "bolgesel bir guc" olarak girmeliydi. Türkiye, artik "Avrasya'nin ekonomik merkezi" olmaya adaydi...

Ne var ki, Türkiye, bu essiz ve emsalsiz firsati degerlendiremedi. Bu talihsizligin basta gelen nedeni, bu donemde, Türkiye'nin, guclu, istikrarli, cesur, yaratici, icerde ve disarda itabari yuksek hukumetler tarafindan yonetilmemis olmasidir. Bu durumun yol actigi siyasi zaafiyet ve istikrarsizligin ulkemize cikardigi fatura, tarihimizin hicbir doneminde gorulmedigi kadar yikici ve agir olmustur.

Türkiye, kriz beklentileriyle yasayan hasta ekonomisi, patlamalara gebe toplumsal yapisi, yoksulluktan kirilan halki, parti cikarlarini ulusal cikarlarin onunde goren saibeli ve guven duyulmayan liderleri, coken adalet sistemi, ahlaki curumuslugu, guneydogu'da akmaya devam eden kan ve gemi aziya alan irtica tehdidi ile, gelecegi olmayan bir Ucuncu Dunya ulkesi konumuna sureklenirken, "bolgesel guc olma" umuduna da veda etmis oldu.

Bu arada, Basbakan Mesut Yilmaz'in son Ozbekistan ve Kirgizistan gezisinde, bu ulkeler baskanlarinin, ulkemizde AtaTürk devrimlerine yonelen tehditlerden duyduklari kaygiyi dile getirmeleri, Türkiye'nin toplum modelligi vasfinin da coktan golgelendigini ortaya koydu...

Islam, demokrasi ve sanayilesme

Bati dunyasinda, cogulcu demokrasi ve sanayi toplumunun sadece Hiristiyan kultur ve deger yargilari ortaminda gelisip boy atabilecegi hususunda sarsilmaz bir inanc vardir (Japon demokrasisine bu ilkenin bir istisnasi olarak bakilir). Unlu sosyal bilimci Max Weber de "Protestan Ahlak Ilkeleri ve Kapitalizmin Ozu" adli eseriyle bu goruse akademik bir temel kazandirmistir.

Türkiye, Islam dinini, laik devlet yapisi, cogulcu demokrasi ve piyasa ekonomisiyle bagdastiran bir sistemin dunyadaki tek uygulayicisi olarak bu gorusu curutebilme imkanina sahip yegane Musluman ulkedir. Bu, Türkiye'nin tarihsel misyonudur.

Ancak, Türk modelinin basarisinin dunyaca tartismasiz kabul edilmesi su iki kosula baglidir: 1) Türkiye'nin demokrasi alanindaki eksiklerini tamamlamasi. 2) Ic dengelerini sagliga kavusturmak amaciyla yapisal ve cesur onlemleri uygulamaya koyabilmesi.

Bu misyonu gerceklestirmesi, Türkiye'nin "Musluman - laik - demokratik" modelin yegane temsilcisi olarak Bati'daki agirligini artiracagi gibi, ulkemize, dunyadaki Türk kultur ekseninde ozel bir konum saglayacak ve Avrasya'da bir ekonomik guc merkezi olma hedefini canlandirip gundemde tutacaktir.

Biz hayal aleminde yasamiyoruz... Türkiye'nin ufkunda bu misyonu gerceklestirebilecek buyuk bir lider veya cesur ve kararli bir hukumet gorunmuyor. Bu yazimizla, sadece, tarihin Türkiye'ye sundugu altin bir firsatin nasil heba edildigini ortaya koymak istedik...

 


ÜSTATLARIN KALEMiNDEN'e dön

Egemenlik Ulusundur logosu