Egemenlik
Ulusun mudur ?

( Bu yazi 7 sayfadir )

Egemenlik ulusundur ilkesinin en yalin anlami " Bir milletin kendi kaderini kendisinin yonlendirebilme yetenegine sahip olmasi; kendi refahini ve gelecegini saglayacak yasamsal onemi olan tum konularda soz soyleme hakkina ve firsatina sahip olmasidir. "

Türkiye'de butun sorun bu ilkenin anlamini yasama gecirirken cikiyor ! Ilke yalnizca vatan cikarlari dusunulerek yorumlanirsa, gerceklestirilmesi ancak o zaman hem sorunsuz, hem de tum ulus icin yararli olur. Fakat bu ilkeyi alip da sahte degerli, sahte onderlere emanet ederek sizi dogru yola ulastirmalarini beklerseniz, bir suru kavram kargasalari, sozluk parcalamalari, yamanan egemenlik ve rejim teorileri ile kafalar karistirilir. Rehberi karga olan misali, butun ulke bu isin icinden cikamaz hale getirilir.

Tarihlerinden ders almayanlar onu tekrar yasamaya mahkumdurlar ! 76 senelik tarihi olan egemenlik ulusundur ilkesinin basindan gecenler Türkiye'mize bir ders ogretmis ve ogretmekte midir ?

Mustafa Kemal Pasa'nin 19 Mart 1920 tarihli genelgesi ile Ankara'da bir meclis toplamak uzere ulkede secimler yapilmis. 21 Nisan'da bir cagri ile 23 Nisan'da Millet Meclisi toplantiya davet edilmis. 22 Nisan 'da bir telgrafla idari ve askeri butun makamlarin ve butun milletin basvuracagi yerin Meclis olacagi duyurulmus. Bu duyuru ile millet adina egemenligin Meclis tarafindan kullanilacagi belirlenmis. 23 Nisan 1920'de toplanan bu meclis yeni bir devletin butunlugunu gerceklestirmek amaciyla, o gunun sartlari altinda ic ve dis dusmanlara karsi savas verirken, millet adina tum yetkileri kendisinde toplamis.

Yeni bir devletin siyasi ve hukuki temelleri bir savas ortaminda bu sekilde ortaya cikmistir. 24 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Meclis Baskani secildikten sonra Meclis'e tesekkur ederken:

".. millet iradesine dayanarak milletin ve vatanin muhtac oldugu gayelere yurumekten ..."
"...millet hakimiyetinin herseyden evvel gerceklesmesinden... "


bahsetmistir.

24 Nisan 1920'de Meclis Mustafa Kemal'in onerisi ile su ilkeleri kabul etmistir:

1) Mecliste beliren milli iradeyi gercekten vatan alinyazisina hakim tanimak esas ilkedir. Türkiye Buyuk Millet Meclisi'nin (TBMM) ustunde bir kuvvet yoktur. 2) TBMM Yasama, Yurutme yetkilerini kendinde toplamistir. Meclisten secilecek ve vekil olarak gorevlendirilecek bir kurul hukumet islerine bakar,meclis baskani bu kurulun basidir.

Goruluyor ki 1. maddenin ilk cumlesi egemenlik ulusundur ilkesini tanimlamaktadir. Birinci maddenin ikinci cumlesi ve 2. madde, ilkenin otesinde ona nasil islerlik kazandirilacagini gostermektedirler, fakat ilkenin esasi degildirler. Ilke ile, onun nasil basarilacaginin ayri konular olduklari boylece vurgulanmistir. Dikkat edilirse, bu maddelerde Yargidan bahsedilmemistir. Yasama ve Yurutme tek elde, Meclis'te toplanmis, hukuken o gunun sartlarinda kuvvetler birligi esasi benimsenmistir. Bir savas ortaminda vatani kurtarma mucadelesi veren millet ve onun temsilcilerinin, o zamanin sartlarina gore en gercekci ve en etkin yontemleri benimsedigi suphe goturmez.

Dokuz ay sonra, 20 Ocak 1921'de kabul edilen Anayasa'nin 1.,2. ve 3. maddeleri yukaridaki esaslari kanunlastirmistir. Ozellikle 1. maddede soyle denir:

" Hakimiyet bilakaydusart milletindir. Idare usulu, halkin mukadderatini bizzat ve bilfiil idare etme esasina mustenittir (dayanir)."

Meclis hukumeti sistemi ve kuvvetler birligi anlayisi ile milli mucadele basarilmis, saltanat sona erdirilmis ve 29 Ekim 1923'de Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmistir.

20 Nisan 1924'de kabul edilen 2. Anayasada da (Teskilat-i Esasiye Kanunu) " Hakimiyet bilakaydusart milletindir. TBMM milletin tek ve hakiki mumessili (temsilcisi) olup millet namina milli hakimiyeti temsil eder." denmistir. Bu Anayasa da milletin temsilcisi olmak ve milletin egemenligini kullanmak icin TBMM'den baska bir kurulus veya organ tanimamistir. Bu Anayasayi da isletecek olanlar bizzat kurtulus savasini basarmis, bir onceki Anayasayla da milletin hakimiyetine inanmis kisilerdi. 1924 Anayasasi aslinda bunalimli (savas) donemlerin yonetim tarzi olan, kuvvetlerin tek elde toplanmasi zorunlulugunu ongoren kuvvetler birligi sistemini kabul etmekle, normal zamanlarda bu sistemin cikaracagi sakincalari dikkate almamistir. Hukukculara ve siyasal bilimcilere gore, ferdin hak ve hurriyetlerini tehlikeye sokmasi mumkun olan " kuvvetlerin birligi " esasi daha serbest (liberal) olan " kuvvetlerin ayriligi " esasina tercih edilmis, fakat bu, hakimiyetin kayitsiz ve sartsiz milletin elinde oldugu ilkesinin kabulu ile de uzlastirilmistir. Kurtulus savasini basarmis, vatansever insanlarin elinde muhtemel sakincalar vucut bulmamis, yontemden etkilenmeksizin ana ilke zedelenmemistir.

9 Temmuz 1961 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasi da ulusun egemenligine gereken yeri 4. maddede vermis, fakat maddenin iceriginde onemli degisiklikler yapmistir.

Madde 4: Egemenlik kayitsiz sartsiz Türk Milleti'nindir. Millet, egemenligini, Anayasa'nin koydugu esaslara gore, yetkili organlar eliyle kullanir. Egemenligin kullanilmasi hicbir suretle belli bir kisiye, zumreye veya sinifa birakilamaz. Hicbir kimse veya organ kaynagini Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.

1961 Anayasasinda ilk defa metine Türk kelimesi eklenmis, egemenligin kullanilmasinda " yetkili organlar " denerek de ilk defa TBMM'ne karsi bir tepki gosterilmistir. 1961 Anayasasinda egemenligi kullanacak organlarin yetkilerinin sinirlari da belirlenerek bu organlar da Anayasa sinirlari icine cekilmistir. Boylece, Anayasa millet egemenliginin hukuki bir belgesi olmustur. Ayni zamanda, yetkili organlar deyimi Anayasa Mahkemesi ve Yargi organlarini da millet egemenliginin temsilinde soz sahibi yapmistir. Her organin yetkileri belirlenip, yetki devredilmesi onlenerek; bu organlarin kendilerine ait olmayan yetkileri kullanarak Anayasaya ve dolayisiyla ulusun egemenligine ters dusmeleri onlenmek istenmistir. 1961 Anayasa'sinin bir siyasi devire tepki olarak askeri bir mudahale sonrasi hazirlandigini da hatirlamak yerinde olur.

7 Ekim 1982 Anayasasi, 1961 Anayasasinin milli egemenlikle ilgili 4. maddesini 6. madde olarak almis, bu Anayasasinin milli egemenlikle ilgili hukumleri Danisma Meclisi'nde tartisma konusu olmustur. 1961 Anayasasinin egemenlik yetkili organlar eliyle kullanilir hukmu 1982 Anayasasi icin acik olarak Yasama yetkisini TBMM, Yurutme yetkisini Cumhurbaskani ve Bakanlar Kurulu, Yargi yetkisini de bagimsiz mahkemeler kullanilir seklinde degistirilmek istenmis, fakat bu oneri kabul edilmemistir. Yine " yetkili organlar eliyle " denilerek, bir yetki kargasasina zemin hazirlanmistir. 1961 Anayasasi surecinde, idari ve ozerk kuruluslar egemenlik yetkileri kullanmaya kalkmislardi. Fakat, 1982 Anayasasinda bu kuruluslarin yetkileri acikca sinirlanarak yasama organinin yetkilerine karisilmasi onlenmistir. Ote yandan da 1982 Anayasasi Cumhurbaskani kararnamesi ve kanun hukmunde kararname cikarmak gibi yetkiler icadederek ulus egemenliginin kullanilmasinda yeni usuller getirmistir. Boylece sahsi ve kurul niteligi olan organlara ulus egemenligi ilkesi kilifiyla keyfi ya da sorumsuz kararlar alabilme ortami yaratilmistir. Ustelik, denilmistir ki " 1982 Anayasasi milli egemenlik ilkesini bas taci etmistir. " (?) 1982 Anayasasi da yine siyasi ve siyasal icerikli sosyal olusumlara tepki olarak bir askeri mudahale sonrasi hazirlanmistir.

Egemenlik ulusundur ilkesinin anlami aciktir ! Ama onu gerceklestirmek konusunda, son elli yilda ya yeteri kadar kafa yorulmamistir, ya bu becerilememistir, ya da bastan bu ilkeye pek inanilmayip ulusa karsi samimi davranilmamistir. Dilleri " egemenlik ulusundur " demistir ama aslinda bazi kisiler kendilerini milletin ustunde gorerek bildiklerini hatta bilmediklerini okumuslardir. Bugunlere , boylece gelinmistir...

Aralik 1995 secimlerinde Millet'in vekil adaylari nasil saptanmistir, bunu hatirlayalim. Tum siyasi partilerin liderleri tek olarak milletvekili aday listelerini olusturmuslardir. Onlar bilmislerdir milletin vekili olmaya kimler layiktir, kimler degildir. Hangi olculer kullanilmistir, bu da ortada: " Benim adamim, benim burokratim, benim abim, benim akrabam, benim siyasi ihtiraslarim... " 550'ser kisilik listeler kisim kisim; illerin secim bolgelerinde toptan, hicbir ayirim ve nitelik arastirmasi yapma firsati verilmeden millete " damgalattirilmistir". Koskoca millet bir damga memuru muamelesi gormustur: " Biz begendik, size de sadece onaylamak duser !" Milli egemenligin ruhunu hice sayarak, yalniz siyasi emellerle, zaman azligi ileri surulmus, stratejik takvim hesaplari yapilarak bir ay icinde secim yapilmistir. Biz vatandaslara yeterli zaman verilerek, vekil adaylarini iyice taniyip bu isin adami olup olmadiklarina karar vermemiz, adaylar hakkinda apacik bilgi toplayabilmemiz, bir ayiklama yapabilmemiz icin firsat taninmis midir ? Yoksa " biz millet adina bu isi daha iyi yapariz " diye dusunulup secim yalnizca bir formalite olarak mi gorulmustur ? Soruyoruz: Kimdedir egemenlik ? Sizde mi, ulusta mi ? Ulusun egemenlik ve denetleme haklari zaptolunmus, milli irade tecavuze ugramistir. Secilen meclis bu milletin gercek temsilcisi midir ?

Aralik 1995 secimlerini hangi sartlarin zorunlu kildigina bir bakalim. Memleketin ekonomisi berbat, istikrar ve ic huzur yok. Onun icin erken secim zorunlu gosterilmistir. Sanki normal zamani 1996 sonbahari olan secimler one alinirsa hersey duzelecekmis gibi, millet bir kere daha umitlendirilmis, sonra yine hayal kirikligina ugratilmistir. Kisisel cikarlar, " millet menfaatine " diyerek gizlenmistir. Secim surecini baslatan olaylar Eylul 1995'de koalisyona ortak olan bir partinin kurultayi sonucu, yeni bir genel baskan secmesiyle baslamistir. Yani kivilcim ilk once siyasi bir partinin ic hiziplesmelerinden cikmistir. Boylece, yeni genel baskanla basbakan arasinda yeni koalisyon pazarliklari baslamis, buradan da restlesmelere gecilip istifa edilmis, sonra diger partilerin de istiraki ile gelismeler er meydanina davetlerle son bulmus, secimler yapilmistir. Benzer koalisyon hukumeti sorunlari, yine ayni partinin yine bir baska hiziplesmeler sonucu, bir aradonem genel baskani secmesiyle de yasanmistir. Siyasi partilerin ic sorunu olmasi gereken olaylar yuzunden Yurutmenin isleyisi sekteye ugramis, her defasinda milleti son derece ilgilendiren bunalimlar yaratilmis, faturayi da millet odemistir. Bir ulusun kaderi, rejimin isleyisi, nasil olur da siyasi partilerin ic hesaplasmalarina feda edilir ? Ulusun kaderini, ulusun denetleyemedigi olaylar ve kisiler yonlendirmektedir.

Ayni konuda bir baska ornek yakin gecmisimizde 1991 secimlerinden sonraki Cumhurbaskanligi secimi dolayisiyla yasanmistir. Bu ornek gunumuzun sartlari icin de gecerlidir ve yine guncellesebilir. Türkiye'nin secim geleneginde, halk bir siyasi partinin secim sirasindaki genel baskanini basbakan gormek amaciyla oy kullanir, o siyasi partiyi destekler. Milli irade bu niyetle sekillendirilir. Hukuken bunun boyle olmasina gerek yoksa da, gunumuzun gercegi budur ! Boylece halk basbakan gormek istedigi kisinin gelecek secime kadar Yurutmeyi yuklenmesini bekler. Hatirlayalim sonra neler yasaniyor: Genel baskaninin basbakan oldugu partinin genel baskani degisiyor. Sonra, gelenek uzere yeni genel baskan basbakan oluyor. Bu olaylar secimden bir sure sonra, gelecek secimlere daha epey zaman varken oluyor. Secimde oy verirken hic de vatandasin niyetinde olmayan, halkin hakkinda hic ya da pek az birsey bildigi bir kisi, bir delegeler zumresi tarafindan genel baskan secilip fiilen basbakan oluyor. Cumhurbaskani da bunu demokrasi geleneklerimize (!) gore onayliyor. Halkin secimde niyeti kime idi, kime kismet oldu Yurutmeyi ustlenmek ? Milli irade sandikta bu yeni kisi icin mi sekillenmisti ? Vatanin gelecegi uzerinde kim egemendir, ulus mu ? parti ileri gelenleri mi ? parti meclisleri mi ? parti delegeleri mi ? Milli iradenin saptirilmasina neler ve kimler sebep oluyor ? Hani milli egemenlik hicbir zumreye, sinifa, kisiye devredilemezdi ?!. Parti organlari, parti delegeleri egemenligin kullanilmasinda yetkili organlar midir ? Fiilen olan bu degil midir ? Millete ancak gelecek secimleri beklemek dusuyor: " madem sizler kosullari degistirdiniz, simdi siz de yeniden gelin benim karsima..." diyemiyor. Egemen denilen millet kisisel cikarlara, partilerin ic meselelerine, koltuk ihtiraslarina tutsak ediliyor.

Egemenlik ulusundur ilkesinin uygulanmasinin temel tasi milletvekillerinin her konuda milletin cikarlari dogrultusunda, vicdanlarinin sesini dinleyerek millet adina bagimsizca karar verebilmeleridir. Oysa partiler milletvekillerini, yasama gorevlerini yaparken " parti disiplini var, grup kararina gore mecliste oy vermezseniz parti ile ters dusersiniz. Sizi disiplin kuruluna verip partiden ihrac ederiz ! " diye tehdit altinda tutarak grup halinde tek bir oya zorluyorlar. Birden " millet icin " yapilan yeminler unutuluyor, "parti disiplini" en onde gelen karar verdirici bir unsur oluyor. Defalarca tanik oluyoruz ki grup kararlari, milletin cikarlarini dusunerek degil, parti ici politikalarin, koltuk kavgalarinin, kisisel amaclarin gerektirdigi yonde aliniyor. Partinin vekili olmak Milletin Vekili olma serefinin ustunde tutuluyor ve bunlari da millet icin yaptiklarini iddia ediyorlar. Kendi partilerinin icinde dahi cok sesliligi zorla tek seslilige indirmeye calisan kisiler, sirasi gelince bizlere cok sesli bir toplum olmamiz yolunda nutuk cekiyorlar. Bugun Türkiye'de partiler padisahlik usulu ile yonetilmektedir. Padisahin, vezirlerin ve divan-i humayunun yerlerini, parti genel baskani, parti genel idare kurulu ve parti disiplin kurulu almislardir. Partilerin isleyislerinin ve yapilarinin egemenlik ulusundur ilkesiyle ne bir ilgisi, ne de bu ilkenin gerceklestirilmesine katkisi vardir. Herseyden once, degil vatanin , partilerinin idaresini ve isleyisini dahi demokratik esaslar cercevesinde beceremeyen ve hazmedemeyen insanlardan millet idaresinin gereklerine ve Ulusun Egemenlik Haklarina saygi gostererek, bu ilkelerin isleyisini saglamalarini beklemek bir hayaldir. Partilerin isleyisinde milletin vekillerinin vicdanlarina gore, birey olarak millet adina, ozgurce millet cikarlari dogrultusunda karar verme egemenliklerini tanimaz, bunu saglamazsak, ulusun egemenliginden hicbir zaman soz edilemez !

Ulusal egemenligin kullanilisinin en onemli ogelerinden birisi ve en son gostergesi vatandasin oyudur. Milli irade fertlerin oylariyla tesbit edilir. Ulusal egemenligin saglanmasi tek bir vatandas oyunun dahi kutsalligina inanci gerektirir. Boslanan her oy milli iradenin bir parcasinin koparilmasi demektir. Aralik 1995 secimlerinde yaklasik bir milyon oy gecersiz sayilmistir. Bir milyon kisiye bu kadar zahmetten sonra, sonunda, " siz sayilmiyorsunuz ! " denmistir. " Efendim, kurallar vardir. Su ve bu nedenler oyu gecersiz yapar." denilecektir. Ulusun egemenligine saygi ve kalpten inanc, demokrasi huneri ve becerisi, bir oyu gecersiz saymayi degil, o oyu gecersiz sayan nedenleri ortadan kaldirmayi gerektirir. Oy baraji gibi yontemler kullanarak toplam oylarin %14.45'i bir kalemde siliniyor, dolayisiyla da kalan oylarin sonuc uzerindeki agirliklari arttirilmis oluyor. Bu carpikliklarin sebep oldugu toplumsal ve siyasal sikintilari bu vatanin butun fertleri cekiyor. " Milli Egemenlik " deniliyor, " nihayet siviller Anayasa degisikligi yapabildi " diyerek milletten takdir (oy ! ) bekleniyor. Verilen Anayasal haklar beceriksizlik ve siyasi amaclar yuzunden uygulamaya gecirilmiyor. Türkiye disindaki 3 milyon vatandastan yaklasik 1.5 milyon secmenin oy kullanma haklari akil almaz sebeplerle ellerinden aliniyor. Baraja takilan %14.45 oyu, 1 milyon gecersiz oyu, 1.5 milyon Türkiye disi oyu eklersek, 6 milyondan fazla (yaklasik 6,500,000) oy bosa gitmistir !

Partililer ! Soyler misiniz en iyiniz toplam kac milyon oy aldiniz (6,012,450) ?!... Acaba bu sizler icin bir sahsiyet meselesi ve utanc vesilesi degil midir ? Sonra da milli iradeye saygidan, ulusun egemenliginden, adalet ve esitlikten bahsediyorsunuz ! Milli iradenin meclise gercek olarak yansidigini hanginiz vicdani temiz olarak ileri surebilir ? Evet, sizlere sesleniyoruz : Sizler bu ulusun gercek temsilcileri oldugunuzu mu zannediyorsunuz ?

Yalniz secim yapmak ulusal egemenligin gerceklestirildigi anlamina gelmez. Türkiye'nin bugunku sistemi, erken secim keyfiyetine bagli olarak her 4-5 yilda bir yasanan bir tek secim gunundeki ulusal egemenlik aldatmacasina karsilik olarak, secimler arasindaki gunlerde uygulanan bir zumre egemenligidir (oligarsi) ! Egemenlik ulusundur ilkesinin gerceklesmesi ile genel secimlerin kac senede bir yapilmasi arasinda ilkenin tanimindan dogan kesin bir baglanti vardir. Genel secimlerin arasi ne kadar fazla ise, ilkenin ruhundan ve gerceklesmesinden o kadar uzaklasilir. Kesin yapilmasi gereken, memleketin yasamsal dinamiklerinin zaman olculerini iyi saptayip, bunlara gore, genel secimlerin kac yilda bir yapilacagina karar vermektir. Boylece, toplum genel secimlerde oy kullanarak, butun yasamsal dinamiklerin gidisini etkileyecek bir geri beslemeyi temsilcilerine zamaninda iletebilsin ve kararli bir sekilde kaderini tayin etmekte soz sahibi olabilsin.

Türkiye icin genel secimlerin bes yilda bir ongorulmesi egemenlik ulusundur ilkesinin zedelenmemesi icin eniyi (optimum) cozum mudur ? Acaba su anda Türkiye'yi idare eden ve idareye aday olanlar, ornegin, iki yilda bir genel secimle, listelere oy verilerek degil, teker teker isimlere oy verilerek millet tarafindan fiilen denetleneceklerini bilseler, bugunlerdeki gibi davranir ve simdi olduklari yerlerde olurlar miydi ? Rejim istikrari yalanina siginarak, Türkiye'de genel secimleri bes yilda bir yapmak ve tum yetkileri iyi niyeti supheli, karakterleri catlak olabilecek kisilere gerektiginden fazla sureyle teslim etmek, milletin egemenligiyle kumar oynamak, milli egemenligi gaspetmektir. Egemenlik ulusundur ilkesine zarar veren hicbir kural ve yontem bizce hicbir sekilde kabul edilemez. Gercek istikrar ancak egemenligin tam anlamiyla Türk Milleti'ne teslim edilmesi ile mumkun olacaktir. Dusulen en buyuk yanlislik bunun disinda yontemler icad edilmis olmasidir.

Türkiye'de ulus egemenliginin tam anlamiyla henuz gerceklesmedigini ve gittikce daha da zedelendigini goruyoruz. Sorunlar bellidir, cogunun cozumu sorunlarin taninmasiyla aciklik kazanmaktadir. Ileride, cesitli sorunlarin ozellikle cozum onerilerini ayrintilarla konu alan yazilari ' Düsünce Dagari'nda sunacagiz.

Egemenlik ulusundur ilkesi egemenligin halkin temsilcileri araciligiyla ulusal yonetim (demokrasi) esaslarina gore kullanilmasini gerektirir. Milletin temsil edilmesi Yasama, Yurutme ve Yargi organlari seklinde belirir. Bunlar egemenligin uc kuvveti olarak kabul edilmektedir. Ulusal egemenlik ya bu kuvvetleri birlestirerek veya bu kuvvetleri ayirarak isletilir. Kuvvetlerin birligi esasi, gucunu bu uc kuvvete milletin sectigi tek yetkili organ olarak taninan Millet Meclisi'nden alir. Kuvvetlerin tek elden temsil edilmesi meclise asiri derecede egemenlik yetkisi verir. Bu, yetkilerin temsilcilik nitelikleri yuksek olmayan kisiler tarafindan sorumsuzca ve hatta milletin cikarlarini ve egemenligini zedeleyecek sekilde, kotuye kullanilmasina firsat verebiliyor. Türkiye'nin bugun icinde bulundugu siyasal kesmekes bunun en buyuk delilidir. Ilk TBMM'nde ve Kurtulus Savasi sonrasi Cumhuriyetin ilk yillarinda o zamanin kosullari geregi, kuvvetlerin birligi esasini benimsemek zorunluydu. Vatani kurtaran, onun icin savasmis, yuksek karakterli milletin vekillerinin elinde kuvvetler birliginin sakincalari ortaya cikmamistir. Türkiye'de Kurtulus Savasi doneminde yapilanlar o donem kosullari icin yapilmistir. O donemde yapilanlar tarihin sartlari icinde degerlendirilmelidir. Gercek ve oz olan bu insanlarin iyi niyeti, vatanperverligi ve vatanin cikarlarini kendi cikarlarinin onunde tutmus olmalariydi. Gunumuzun temelini olusturmasi gereken bu ogeler bugun yok olmus, ancak sinirli oldugu iddia edilerek iyi niyetle konulan her madde kotu niyetle suistimal edilmistir.

Genellikle kuvvetlerin birligi esasi olaganustu zamanlarin temsil sekli olarak dusunulur. Ote yandan kuvvetlerin ayriligi esasi normal zamanlarin temsil seklidir. Kuvvetlerin ayriligi esasi millete, egemenligini daha iyi kullanabilme ve temsilcilerinin bu ilkeyi cignememeleri icin, onlari daha iyi denetleme gucu verir. Ulus egemenliginin gercek anlamda islerlik kazanmasi icin, sistemin kuvvetlerin ayriligi esasina gore yeniden duzenlenmesi zorunludur. Kazandigimiz tarihi deneyimler,Türkiye'nin bugun icinde bulundugu ortam, bugunku temsilcilerinin sergiledigi karakter ozellikleri, tanik oldugumuz kisisel ve siyasi egilimler, ulus egemenligine ve ulusal yonetime (demokrasi) gosterdikleri sayginin derecesi, bunun inkar edilemez gerekceleridir.

Bugun Turkiye'de yurutme, yasama ve yargi; bircok yoneticisinin demokrasi kulturunun ve demokrasi terbiyesinin eksikligi ve her turlu iyi niyetsizligin de yardimiyla birbirlerine bagimli hale getirilmis, sistem tamamiyla yozlastirilmis ve egemenlik ulusundur ilkesi islemez hale getirilmistir.

Milli egemenligin korunup isletilebilmesi, milli egemenligi temsilen kullanan organlari denetleme yollarinin kayitsiz ve sartsiz ulusun elinde bulunmasini saglamaktan gecer. Yurutme, Yasama ve Yargi organlarinin ayristirilarak bagimsiz olarak milletin denetlemesine tabi olabilmelerinin ve millet adina da birbirlerini dengeleyebilmelerinin yollari acilmalidir. Kuvvetlerin millet tarafindan denetlenebilmesi, sonucta genel secimlerde oy kullanarak saglanir. Ulus uygun gormedigi kisilere kendini temsil gorevi vermez. Bu denetleme yalnizca siyasal bir denetlemedir ve tam degildir. Ulusal denetlemenin bir diger unsuru da hukuki olarak cezai denetleme yollarinin da ulusun elinde olmasidir. Bu da ancak Yargi organlarinin bagimsizligini saglamakla ve milletvekillerinin dokunulmazliklarini kaldirmakla mumkun olacaktir. Boylece hem siyasal, hem hukuken cezai olarak denetlenebilecegini bilen milletin vekilleri gorevlerini hukuken vatandasa karsi sorumlu ve bilincli yapmak zorunda kalarak cok daha verimli olacaklardir. Bu sekilde Milli Iradenin kilici cok keskin olacaktir. O kilici ancak vicdani hur, hur dusunceli, yuksek karakterli, kendini vatana ve millete adamis, milletin hizmetcisi olmayi seref sayan, bu milletin kendine guvenen en degerli evlatlari korkmadan tasiyabileceklerdir. Ulusal egemenligin tam anlamiyla bilincinde olan ve onu korumayi herseyin ustunde tutan evlatlarinin elinde Türkiye'mizin butun sorunlari, en kisa zamanda en iyi cozumleri bulacaktir.

Simdi egemenlik ulusundur ilkesini tam anlamiyla gerceklestirmek icin sivil toplum olarak

" SIRA BiZDE ! "

diyerek gurlemeliyiz, eger tarihimizden birseyler ogrenebildiysek...


EGEMENLiK ULUSUNDUR ®




Bu yazidaki kronolojik bilgiler icin Prof. Dr. Hamza Eroglu'nun ' ATATÜRK VE MILLI EGEMENLIK ' ( Türk Tarih Kurumu,Ankara, 1987 ) baslikli kitabi kaynak olarak kullanilmistir.

1995 Milletvekili genel secimi ile ilgili rakamlar YSK'nin 3 Ocak 1996'da acikladigi resmi sonuclardan cikarilmistir.

DÜSÜNCE DAGARI'na dön

Türkiye'den baglananlar az resimli sayfalar için
lütfen asagidaki baglantiya tiklayiniz.
DÜSÜNCE DAGARI'na dön