Yayin tarihi: 16 Mayis 1999

 

 

EGEMENLiK ULUSUNDUR, TÜRBAN, ATATÜRK'Ü HATIRLAMAK

Disaridan destekli çesitli oyunlar korkutmacasi koskoca bir ulkenin sistemini, aklini, izanini ve harekete gecme erkini yok etmis durumdadir. Türkiye uzerinde hem disaridan hem iceriden oyunlar olduguna suphe yoktur. Ama yerli yersiz her konuda, gercekleri gozardi ederek Türkiye'de bu konularda asiri duygusallik yasanmakta oldugu da disaridan kabak gibi siritmaktadir. Ulkemizin bulundugu cografyanin uluslararasi jeopolitigi, potansiyel gucu ve tarihi iliskilerinden kaynaklanan dis oyunlara bu kadar hayretler icinde kalip her turlu akli mekanizmanin durdurularak sorunlarin cozum  yollarinin tikanmasi yaptigimiz en buyuk hatadir. Cozum(suzluk) icin bilinen ve kullanilan tek yontem zorlama ve dayatmacilik ile karisik dis oyunlar korkutmacasi olmaktadir. Türkiye'de samimi olarak bu korkutmalarin gudumunde, soylediklerini, yaptiklarini "vatan, millet, Sakarya" edebiyatiyla susleyerek dogru hareket ettiklerini sanan entellektuel, elit ve politikaci sayisindaki tirmanis ve karsilikli bolucu ve kiskirtici suclamalar ana tehlikedir.

Merve Kavakci'yi bir yana birakalim bir an. TBMM'de secilmis bir milletvekilin turbanla basiortulu yemin etmesini savunanlara damgalar hemen hazir: "Atatürk, laiklik, Cumhuriyet dusmanlari, karsi devrimciler vs..."

Biz boyle ucuz yollara gitmeyecegiz. Genellikle ayni ilkeleri paylasan insanlar, ortaya cikan farkliliklarindan nicin hemen birbirlerinin samimiliklerini sorgularlar ve etiketcilige basvururlar? Bu davranislar yalnizca aczin gostergeleridir. Türkiye maalesef toplum psikoloji acisindan klinik bir vaka olmaya dogru hizla yaklasmaktadir. Boyle bir toplumun uzerinde de ic ve dis oyunlar oynamak cok kolaylasmaktadir.

Konulari saptirmadan ve laf ebeligi yapmadan su kadarini soyleyerek ana sozumuzu soyleyelim: EGEMENLiK ULUSUNDUR'un ilkeleri ve amaçlari ve YOLU sayfalarimizda acikca ifade edilmistir. Lutfen bazi okurlarimiz yazdiklarimizi tekrar tekrar okusunlar, cunku ciktigimiz yolun yapi taslari uzun ve surekli calismalarin, dusuncelerin analiz ve sentezinden akil, idrak ve ilim  yoluyla Türk insaninin mutluluguna dogru, baris ve birlik icinde, adalet, hak ve hukukun ustunlugunden taviz vermeden vatanin tum manevi, ahlaki ve kulturel degerleri uzerine kurulmustur. Olaylar karsisinda bu hedefe ulasmak icin yol ayriliklari olmasini olgunca kabul edebilmeliyiz. Dogmaciliga ve yeknasikliga taraftar degiliz.

Turbani kotu emeller icin simge olarak kullananlarin varligini inkar etmiyoruz. Ama her turbanlinin da kotu emel tasidigina inanmak da o derece bagnazliktir. Ustelik bir de hem siyasilerimiz, hem medyamizdaki bazi kisilerin son gunlerde kirdiklari bir pot daha vardir ki adeta ilerisi icin daha fazla basagrisina davetiye cikarmak ve yol gostermek oluyor: "Canim biz turbana karsiyiz; sokaktaki, anamizin, bacimizin, Haminninemizin basortusune sozumuz yok, o inancin ve gelenegin bir gostergesidir (aslinda boylece basortusunun de sembol oldugu kabullenilmis oluyor, ama iyi huylu bir sembol), bizim o Türk insaniyla hic bir sorunumuz yok!" Haaa, bakin o zaman ne olacak? Bir dahaki sefere turbanli degil,  basortulu birisi yemin etmek isteyecek veya bu gundeme gelecek. Peki o zaman yanit ne olacak?.. Gulunc olmayalim, sanki kurulu bir duzen habire bazi siyasetcilere dusunmeden konusmalarini dikte ettiriyor. O zaman basortusu de mi kotu sembol olarak lanse edilecek? Anamiza, bacimiza Haminninemize ne diyecegiz? Birakalim bu kivirtmalari da sorunlarimiza acik yureklilikle ve korkmadan, acik kafayla yaklasalim, uygarlik iddiasiyla yobazlar gibi yaklasmayalim.

TBMM'de turban veya  basortusuyle yemin edilmesine karsi cikanlar "Atatürk Ilke ve Inkilaplarina gore" bu hareketi yaptiklarini iddia etmektedirler. Biz de diyoruz ki bu kisiler gercekte Atatürk Ilke ve Inkilaplarina buyuk zarar vermektedirler. Kisa vadede aldatici bir zafer sarhosluguna aldanilmasin, zorlama ve dayatma yontemleriyle uzun vadede Atatürk Ilkerine ve Inkilaplarina onulmaz yaralar verme yolundalar. Cunku bazi kisiler asiri duygusal davranmakta, agizlarindan cikan laflari kulaklari ve idrakleri duymamakta, laiklik sanisiyla Atatürk Ilke ve Inkilaplari ile Türk Ulusu'nun en koklu maneviyatlarindan birini, Islam dinini karsi karsiya getirmektedirler. Iste tam bunun boyle olmasini arzu eden ic ve dis taraflarin oyununa gelmektedirler, bunun gafleti icindedirler. Kimin Atatürk'cu olup olmadigi, kimin daha az veya daha cok Atatürk'cu oldugu tartismalari / suclamalari kimseyi bir yere goturmez, hicbir seyi halletmez, bilakis daha da buyuyen tehlikelerin karsisinda korebelik yapmak olur.

Bakalim mi Atatürk neler demis?

1- "Ben manevi miras olarak hicbir ayet, hicbir dogma, hicbir donmus ve kaliplasmis kural birakmiyorum. Benim manevi mirasim bilim ve akildir. Benden sonrakiler, bizim asmak zorunda oldugumuz cetin ve koklu zorluklar karsisinda, belki amaclara butunuyle ulasamadigimizi fakat asla odun vermedigimizi, akil ve bilimi kilavuz edindigimizi onaylayacaklardir. Zaman hizla ilerliyor, uluslarin, toplumlarin, kisilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayislari bile degisiyor. Boyle bir dunyada, asla degismeyen hukumler getirdigini ileri surmek, aklin, bilimin gelisimini yadsimak olur. Benim Türk Ulus'u icin yapmak istediklerim ve basarmaya calistilarim ortadadir. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen uzerinde akil ve bilimin kilavuzlugunu kabul ederlerse, manevi mirascilarim olurlar." M. Kemal Atatürk,(1937).

Adeta bir vasiyet gibi degil mi?

2 - Atatürk bizzat laikligi su sozlerle tanimlamistir:

Türkiye'de bugun uygulanan "gudumlu laiklik" anlayisi ise sakattir, gercek laiklikle alakasi yoktur. Gercek laiklik kavramini ayri bir yazida ayrintilarla soz konusu edecegiz. Atatürk'ün yukaridaki laiklikle ilgili sozleri ise gercek laiklikle tam bir uygunluk icindedir. "Gudumlu laiklik" ise  turban / basortusu sorununun gittikce daha derinlesmesine yol acmaktadir. Cunku devlet kisilerin dini inanclarinin sinirlarini asarak birtakim yaptirimlar uygulamaktadir. Sonucta devlet Allah ile kul arasina girmekte, bu hakki kendisinde gormektedir. Yani din, devleti kontrol etmeyecek ama devlet dini ve inanci kontrol edecek. Bu da laiklik diye yutturuluyor. O zaman ne mi olur? Etki tepki dogar, dini kontrol etmek isteyen devlet cok guzel bir "ornek" olur, ayni isi yapmak icin dinciler de devleti ele gecirmeye calisir. O kadar zor mu bunu gormek ve anlamak? Hep birlikte goruyoruz iste...  Yillardir gudulen kafalarin bizi getirdigi yer budur. Hep bunlar disardakilerin oyunu yuzunden oluyor diyorsaniz, kafanizi kuma sokmussunuzdur demektir. Hic mi kullanilan yontemlerin bunda sucu yoktur acaba? Kendimizi sorgulamaktan niye bu kadar korkuyoruz? Merve Kavakci meshur 2 Mayis 1999 TBMM Genel Kurulu'ndan 12 gun sonra usulsuz cifte vatandaslik sorunlarindan ve izledigi takvim surecinden dolayi artik hukuken, vicdanen ve  ahlaken de yemin edemeyecektir, etmemelidir de! Zaten Türk vatandasligindan da atilmistir. Isterseniz uzerine bir bardak soguk su icelim. Sorun halledildi, paydos! Turbanin/basortusunun TBMM de gorunmesini istemeyenler kendilerine Merve Kavakci gibi sicilli bir piyango cikmasina kanmasinlar. Sorun gercekten halledildi mi? Yok mu oldu? Bu konu yine hortlayacaktir, uyumuyalim. Yalnizca kilik, kiyafet ve yontem degistirecektir. Taa ki biz sorunun kokenini anlayip, ona gore akil ve bilim yoluyla bir cozum buluncaya kadar...

Atatürk Ilke ve Devrimlerinin kilik, kiyafet ve basortusu ile ilgili olanlari ve Ata'nin bu konularda ki demecleri de iyice calisilmalidir. 75 sene evvelki kosullara gore sapka devrimine bagli olarak devlet dairelerinde calisanlar (erkekler!?) cikarilan basin acik olmasi ile ilgili kararnamelerin, kadinlarin kamusal alanlarda basini acmasi icin bugun dahi bir gerekce olarak gosterilmesi ne derece gecerlidir? Kaldi ki Atatürk hic bir zaman basortusune karsi cikmamis; kadinlarin uygar ve caga uygun sekilde baslarini ortmelerine toplumsal ve dini bir gercek olarak hosgoru gostermistir. (Lutfen su baglantidaki Atatürk'un Kadin kiyafeti ve Basörtüsu ile ilgili demeclerini herkes iyice icine sindirsin. - 17 Mayis 1999 yayinlanacak).

Ege Universitesi, Ilahiyat Fakultesi'nden Dr. Abdullah Manaz "Atatürk Reformlari ve Islam" baslikli kitabinda (bazi kucuk berraklastirici degisikliklerimizle) sunlari soyluyor: "Özetle sunu soyleyebiliriz ki; Atatürk ne Avrupalilar gibi acik kiyafetleri ne de Araplar kadar kapali kara carsaf, (ferace) pece gibi kiyafetleri tasvip etmemistir. Türk kadinlarinin kendi gelenek ve goreneklerine uygun sekilde, sade, basit ve rahat kiyafetler giyilmesini onermekte, Islam dinindeki ortunme konusunun da bu acidan   degerlendirilmesini soylemistir. Bu dusuncelerine karsilik Atatürk kadin kiyafeti konusunda kanuni bir duzenleme getirmemistir, bu konudaki degismeyi toplumsal gelismenin akisina birakmistir. Bir yandan zamanina gore modern bir sekilde ortunen Latife Hanim'la evlenirken, diger yandan Avrupai giyinen hanimlarla da dans etmistir. Atatürk hem ortunmek isteyen kadin hem de ortunmemek isteyen kadin icin ifrat ve tefritten uzak kalmalarini ogutlemistir (Islam dini de ifrat ve tefritten uzak kalmayi ogutlemektedir)."

Türk toplumunun geleneksel ve dinsel giyim tarzi olarak cok da guzel bagdastirdigi basortusu ve onun turevleri ile kara carsafi ve peceyi birbirinden elbette ayirmak gerekir. Ama bu geleneksel ve dinsel sentezi her nedenle olursa olsun  hedef secerek yapilan suclamalar, yasaklamalar, duzenlemeler, kirilan potlar asiri uclara, koktendincilere uzak olan Türk Ulusunu Türkiye Cumhuriyetine ve Atatürk ilke ve Devrimlerine dusman olan gruplarla ayni cizgiye sokmaktadir. Bu cok tehlikeli hareket tarzi sonuc olarak ortadaki masum, temiz, halis muslumanlik inanci tasiyan kitleleri Islam mi/din mi, TBMM mi gibi  bir ikileme surukleme potansiyeli yaratmaktadir.

Bu nedenle zorlayici, dayatmaci, yasaklayici hareket tarzindan bir an önce vazgeçilmeli ve her yerde ve mekanda basörtüsü serbest birakilmalidir. Kisisel özgürlüklere sonuna kadar imkan taninmali ancak, Türkiye Cumhuriyetinin   demokratik, laik, hukuki temel düzenini degistirmeye yönelik kurumlasmalara ve siddet kullanarak barisi ve huzuru bozan ve baskalarinin ozgurluklerine tecavuz eden, zorlayici fiili eylemlere kesinlikle izin verilmemelidir.  Inanc adi altinda siyasi amacla dahi olsa turban takilmasi  bir sembol olarak gorulsun veya gorulmesin bu tur bir eylem olmayip, dusunce ozgurlugunun bir disa vurumu, dusuncenin aciklanmasidir. Birkac hafta evvel Anayasa Mahkemesi Baskani Sayin Tecer'in dusunce ozgurlugu ve dusuncenin aciklanmasi konusundaki demecini Türkiye'de hemen hemen herkes hararetle alkislamisti! TBMM'de basiortulu milletvekilinin yemin etmek istemesi turnusol kagidi testi oldu, maskeler dustu, hipokratlar belli oldu.  Semboller sonucta anlatilmak istenen bir seyi, duyguyu ve dusunceyi  olagan olmayan bir sekilde aciklayan  araclardir; bu yuzden dusunceyi aciklama ozgurlugu sinirlari icinde kalirlar. Turban sembolmus degilmis gibi sembolleri  oculestiren sozler kof,  hic bir ozu olmayan duygu somurusune yarayan savunmalardir. Ne yazik ki Türk toplumu bu  gerekcelerle sagliksiz bir sekilde yonlendirilmek istenmektedir.

Yine Dr. Abdullah Manaz'dan aliyoruz: "Son yillarda laiklik karsiti dînî örgütlerin ve partilerin gelismesindeki en önemli etken, ne yazik ki basörtüsü meselesinin abartilmasi ve istismar edilmesi, propaganda malzemesi olarak kullanilmasidir. Bu istismar, bir yandan basörtüsü gelenegine bagli genis bir halk kitlesini anti-laik radikal  örgütlere yaklastirma tehlikesi  yaratirken, bir yandan da teokratik amaçli asil örgütlenme çalismalannin gözardi edilmesine  yol açmistir " ve acmaktadir. Temelde radikal gruplarin da basarmak istedigi zaten budur! Turban ve basortusune "birseyleri koruduklarini" iddia eden kisilerin ve kurumlarin zorlayici ve yasaklayici yaptirimlari radikal gruplarin da tam istedigi seydir...

Turban takan  kisi amacsiz bir inancli olsa dahi bu zorlama ve yasaklamalar onu itmekte, zaman icinde Cumhuriyete karsi bir direnise sokmaktadir; yani o kisi kaybedilmektedir. Eger o kisi zaten radikal olarak bir mekana gelmisse  o an icin kayiptir, ama mekana dahil edildigi icin mekandaki pozitif unsurlar ve yaklasimlar tarafindan etkilenerek kisinin topluma ve sisteme kazanilma olasiligi hala vardir. Yine kisi radikal olsa dahi zorlamali, yasakli bir mucadele yonteminin secilmemesi olayin disardaki radikallerin amaclarina hizmet etmesini onlemek oldugu gibi, onlarin cizmek istedikleri resmin tam tersi bir resmi de gozler onune serecektir. Birkac sembolden korkmak yerine o sembolleri  ters yuz edip pekala olumlu bir sekilde tehlikeyi azaltmak ve zamanla bertaraf etmek de secilebilecek bir  yontemdir.  Bu yontem , zorla ikna etmek yontemi degil, kalbi kazanarak ikna yontemidir; toplumbilimde ve  insan psikolojisi  bilimlerinde basarisi kliniklerde ispat edilmis bir akil ve bilim yoludur. Bir de bunu deneyebilecek kadar bilimsel tabanli  kahramanliklar gosterebilsek...

Her nedense bu barisci, gonul kazanma yontemine  itibar etmek istemiyor, devamli zoraki yollari  seciyoruz.  Zor kullanmak bazi kisiliklerin ve kurumlarimizin dogal davranislari oldugundan herhalde... Ama akli ve bilimsel yontemleri reddeden  inatlari Türk Toplumu'na pahaliya patlamaktadir. Gariptir ki turban bazilarinin basinda , bazilarinin da aklindadir, tum sorunun cozumu galiba bu ikincilerdeki turbani gorup cikarabilmekte   yatmaktadir. Yine ne gariptir ki akli saran o turban da bir sembol olarak bu defa kabul gormektedir. 

Dogmaciligi ve kendi fikirlerinin ve dusuncelerinin degismez dogmalar olarak gorulmemesini bizzat ozdeyisleriyle dile getirmis olan Atatürk (Bkz, yukaridaki 1 nolu madde), 75 sene sonra, Türk Halki'nin ekonomik, sosyal, kulturel gibi bircok boyutta gecirdigi inkar edilmez evrimlesmeler ve toplumbilime dayali modern arastirmalar bir gercekken, tum bu gelismeleri inkar ederek hala Cumhuriyetin ilk yillarindaki mantiklarin, gerekcelerin  akil almaz katilikla bugune uygulanmak istenmesini acaba nasil karsilayacakti? Elbette bu sorunun yanitini bugun kimse 100% dogrulukla veremez. Ama Atatürk'un hic de arzu etmedigi bir sekilde onun fikir ve davranislarini "dogmacilik" derecesinde bugun de kendilerine dayanak yapan sozde Atatürk'cu dusunceler, Atatürk'un sozunu ettigimiz adeta arkasindan gelen nesillere vasiyet edercesine 1937'de soyledigi sozlerini hatirlamali, sorunlara yaklasimlarini onun bu sozlerinin, bilimin ve aklin isigi altinda degerlendirmelidirler.

3- Simdi Atatürk'un yukaridaki sozleriyle  birlikte bir de su sozlerini hatirlayalim:

2 Mayis 1999 gunu turbaniyla yemin etmek isteyen bir milletvekiline Sayin Bulent Ecevit ve digerleri kursuyu zorlayarak "TBMM" Devlete meydan okunacak yer degildir" derken TBMM'nin ne oldugunu anlatan Atatürk'un bu ve benzeri daha bircok sozlerini kizginlikla unutuvermis olabilir.

Atatürk'ü biraz daha hatirlayalim / hatirlatalim mi?

4- Atatürk'un kisisel ozgurlukler ve Demokrasi konusundaki sozlerini de burada uzunca tekrarlamiyacagiz. Ancak su kadarla yetinelim:

Atatürk'u dillerine rastgele pelesenk yapanlara ithaf olunur bu sozler... Bir de gudumlu ve munafik Atatürk'culuk var tabi. Bunu da bilelim, farkina varalim. Bir de onerdigimiz yaklasimi ve gerekcelerimizi bu sozlerle karsilastiriniz.

Tum bu noktalari 1'den 4'e ve bugunku kosullari goz onunde bulundurdugumuzda (Merve Kavakci'yi yine bir yana birakalim) "samimi inancli ve basi ortulu bir milletvekilinin" karsisinda Atatürk'un tutumunun ne olacagi uzerinde tartismalar yaratmak ve birbirlerini suclayarak, etiketler yapistirmak ancak bugunun "meydan okumalarindan kacmak isteyen kit, bagnaz ve dogmaci kisiliklerin" acizliginin gostergesidir. Bu ulke gittikce boyle hassas konularda niye boyle darmadagin oluyor diye soranlar bin defa dusunmelidirler. 10-15 sene evvel yoktu boyle seyler, simdi niye boyle oluyor diye hayiflananlar kabahati tumuyle dis etkenlerde aramayi birakip biraz da kendi yontemlerini ve ic dunyalarini sorgulamaya baslamalidirlar artik! Zorlamali ve dayatmali yontemler bakin 15 senedir bu olayi nerelere getirmistir. Delil degil midir ortadaki manzara? Simdi ne yapilacaktir? Tehlike daha da geliyor deyip, daha iddiali zorlama ve yasaklamalara gidilecektir... Toplum dinamigi yanlis gudumlerle kararsiz, cokertici bir yola sokulmaktadir. Dinamik sistemlerin bu ozelligini nasil anlatabilsek ki? Bir sistemi, onu korumak isterken, bilincli fakat yanlis gudumlemeler de cokertebilir, donup de gudumlemelerimizi denetleme mantigimizi niye tekrardan gozden gecirmiyoruz.

Evet, biz kullandigimiz kelimeleri cok dikkatle seciyoruz: "Turbana dolasanlar" baslikli yazimizda sonuc olarak soyle demistik : Milletin sectigi bir vekil "samimi bir inancla" turbanini takarak/basini orterek TBMM'de yemin etmek istiyorsa yobaz olsun olmasin yemin edebilmelidir! Varin siz bu dusuncemizi yukarida hatirlattigimiz Atatürk'un sozleri isiginda degerlendirin. Bizimle ayni dusuncede degilseniz bunu anlayisla karsilariz. Ama uluorta temelsiz dusunceler belirttigimiz yanilgisina dusmeyiniz.

Bizim dusunce ve yontemimiz hasmimizin acikca toprak ustunde kalmasina hosgoru gostermek ve onun dusuncelerini acikca soylemesine firsat vererek, onu bilmek ve tanimak uzerinedir. Bunlari bilirsek bilincli ve etkin bir savunma ve korunma duzeni yaratabiliriz. Evet, tam karsitimiz dahi olsa, hosumuza gitmese de dusuncelerin aciklanmasindan korkmayalim. Acik ortamda hasim dusuncelerin panzehirini bulmak daha kolay olacaktir, kaldi ki hasmimiz da  ayni  ortamda bizden duyacagi   dusuncelerimizle, zamanla da olsa gonulden kazanilabilir. Bunun tersi hasminizi toprak altindaki karanliga kacmaya zorlamaktir ki onunla savasmak daha da zordur. Insan vucudunda her zaman mikrop bulunur, ama vucudun savunma sistemi sihhatli olduktan sonra korkmaya gerek yoktur, vucut hasta olmaz. Mikropsuz bir vucut ise asla mumkun degildir. Hatta vucudun bazi mikroplara da ihtiyaci vardir ki savunma sistemi onlari taniyarak vucudun bagisikligini arttirir, daha sihhatli oluruz. Mikropsuz bir vucud asla olamayacagi gibi, bu nedenle ozlenmemelidir de. Savunma sistemimiz ise aciklik, gercek demokrasi ve hukuk yaklasimlari, insanlik hak ve ozgurluklerine saygili ve hosgorulu yontemler uzerine kurulmalidir.

Türkiye'nin bugunku kosullari icinde tum kavramlar ve degerler birbiriyle karistirilmakta ucuz slogancilikla "ben/biz bu vatani sizden daha cok seviyoruz!" gosterileri yapilmaktadir. Laiklik, Atatürk'culuk sozleri arkasinda Türk Ulusu'nun ana dini olan Islam'i da hedef alanlarin olmadigini inkar etmek Mars'ta yasamakla esdegerlidir. Bizim tum uyarilarimiz ve onerdigimiz yontemler insanlarin dini inaclari ve degerleriyle dinsel olmayan diger degerleri ve inanclari arasinda bir catisma yaratilmamasi uzerinedir. Bu olasiligi tasiyan her turlu yontemi ve soylemi onaylamiyoruz.

Bakin hem icerde hem disarda bazi kendini bilmezler olaylari nasil sunuyor: Musluman-Laik catismasi...

Laikler muslumana karsi, muslumanlar laiklere karsi.. Iste siniflandirma bu sekilde bilincli olarak yapiliyor ve/veya yaptiriliyorsa bu cok tehlikeli bir gelismedir. Türkiye gunden gune boyle bir yanlis bolunmeye goturulmektedir. Din temelinden cikan bir bolunme baska bolunmelerle karistirilmamalidir. Sagci, solcu bolunmesi gibi seylerden cok daha yikici ve tehlikelidir boyle bir sey. Musluman laik olamaz mi? Laik olmak icin musluman olmamak mi lazimdir? Ama musluman-laik zitlastirmasini cok sik goruyor ve duyuyoruz. Kimisi bilerek bunu yapiyor, kimisi bu oyuna geliyor.

Musluman ve laik bolunmesi oyununa gelmeyelim. Ilk is olarak toplum icindeki anlasmazliklari boyle etiketlendirmeler yapmadan kabul edelim ve cozmeye calisalim. Ama sahnedeki su gercek gorulmelidir: ortada yobaz-laik, yobaz-demokrat, yobaz-musluman, yobaz-Atatürk'culuk  catismalari vardir. Bu catismalarda  kullandigimiz "yobaz"in da birkac cesidi var: yobazin bir cesidi genellikle kendini musluman diye etiketlendirmekte, diger yobaz ise tum muslumanlari "yobaz" olarak etiketlendirmekte; musluman oldugunu soyleyen yobaz gercek muslumanliga da karsi, ama bunun da farkinda degil. Yobazin bir de musluman olmayan cesidi var, o da modernite, cagdaslik ve laiklik gibi kisvelere burunmektedir. Yobazin her cesidine karsi olanlarin tumu de kendilerini "laik" diye sunmaktadirlar. Butun bu cesitlemeler de sihirli eller ve kafalar tarafindan Türkiye'mize "Musluman-Laik" catismasi olarak en tehlikeli bir sekilde yutturulmaktadir. Maalesef bu konuda da epey yol almislardir. Kanimizca Türkiye'de en karmasik ve yikici bu oyun (diger yan oyunlarla da) simdilik basarilmaktadir.

Merve Kavakci olayinin  en ders alici ve aci bir yonu de Musluman-Laik senaryosunun oynandiginin en keskin cizgileriyle ortaya cikmasi ve baskalariyla beraber Türk basininin da bunda oynadigi ve aldigi buyuk kiskirtici roldur.

Toplum olarak sorunlarimizin anlasilmasina ve cozumlenmesine ilimsel/bilimsel yaklasimlar ve yontemler uygulamaktan uzak kaliyoruz, isleri ehil ellere teslim etmiyoruz; ama bir toz dumani yaratilip toplumumuz asiri bir duygusalliga sokulup sonra da avlaniyor. Toplumun tum degerleri birbirine karistirilmakta, birbirleriyle catistirilmaktadir. Yalniz fiziksel degil, manevi degerler anarsisi de (muslumanlik, Atatürk'culuk, Türk'luk, Kurt'luk, ahlak, cagdaslik, Alevilik, Sunnilik  vs... ) yaratilmaktadir.

Bugun genellikle anlasildigi ve uygulanmak istendigi sekliyle "laiklik" kavraminin da Türkiye'de gozden gecirilmesi gerektiginden bahsettik. Biz "(1) gercekten laik, (2) gercekten demokrat, (3)Atatürk ilkelerine ve devrimlerine bagli, (4) Ulus'umuzun tum cesitlilikleriyle birlikte tum manevi, ahlaki, kulturel degerlerine saygi ve hosgoru gosteren, (5) baris icinde, birlestirici, (6) adalet,hak ve hukukun ustunlugune bagli temellere ve ilkelere  sahip bir olusum ve kurulus olmak istiyoruz. Gercek laikligin de tum bunlari basarmanin onkosulu olduguna inaniyoruz. Bu (6) unsurun bir arada karsilikli bir ic catisma yaratmadan birarada varolabilecegine, var olmasi gerektigine inaniyor, tumunu birarada tavizsiz savunuyoruz.

Bir takim kisilerin tuylerini diken diken edecegini bile bile "turbanli miletvekili yobaz olsa bile TBMM'de yeminini yapabilmelidir" derken hic korkmadik. Atatürk dusunceleriyle celiskiye mi dustuk, hic de oyle dusunmuyoruz! Cunku, o kisilerin TBMM icinde acikca gercek dusuncelerini soylemelerini, herkesin bunlari bilmesini ve TBMM manevi kudreti icinde zamanla onlarin da toplumun sagduyusu yonunde uygarlasmaya ayak uydurmalari olasiligini savunuyoruz. Bunun tersine yaklasimlarla onlari tamamen dislayarak, korkarak, hosumuza gitmeyecek dusuncelerini duymak istemeyerek, onlarin gercek dusuncelerini bizden kacirarak toprak altina kacmalarini daha tehlikeli ve yikimsal buluyoruz.

Son arastirmalara gore, %92'si laik cumhuriyet ilkelerine bagliligi benimsemis, %75'e yakini universitelerde ve kamu dairelerinde turban ve basortusunun serbest birakilmasini isteyen bir halkin bulundugu ve son secim sonuclarina gore Fazilet Partisi'nin daha fazla yuz verilmedigi bir ulkede neden korkuluyor? Ulus figuran da ulkenin sahipleri baskalari mi?

Eger, korkutmacalar ve korkular uzerine zor kullanan, dayatmaci ve yasaklayici yontemlere aklimiz yatiyorsa daha garantili bir  yontem daha dusunulebilir:

Korkularimizin ve korkutmacalarin tumden kurbani olalim. TBMM'de ve Türkiye'miz uzerinde hosumuza gitmeyebilecek icli ve disli daha bircok senaryolar dusleyelim ve isi saglama alalim. Kapatalim TBMM'yi ve "orduya teslim edelim" cunku zoru en iyi bilen ve kullanabilecek kurum odur, kendimizi de hic aldatmayalim. Ne secim, ne demokrasi, ne ozgurluk, ne insanlik haklari, birileri bu isi Ulus icin, bizim icin iyi ayarlarlar. Kafamiz salim, kavgasiz, gurultusuz ve en muhimi korkusuz (!) yasariz. Bu dertler de biter (mi dersiniz?)!

Son 18 Nisan 1999 milletvekili secimlerinde Fazilet partisi'nin %16'ya yakin oyunu kucumsemiyelim. Bu sonuc, 28 Subat surecine ragmen, Fazilet/Refah dusuncesinin kemiklesmis oy oranini ortaya cikaran cok onemli bir secim neticesi olarak degerlendirilmelidir. FP'nin kaybettigi oylar o partinin odunc oylariydi. Milliyetci Hareket Partisi'nin aldigi %18.5 oy oraninin bir kismini FP/RP dusuncesine yatkin yurttaslarin temsil ettigi de aciktir. Bugun FP ve MHP'de bu dusunceleri temsil eden  (6-7 milyon secmenlik) bu oy orani bati demokrasilerindeki koktendinci oylarin oranina estir. Aradaki fark sudur: Türkiye'de bu oy orani korku gudumuyle beslenen zorlayici yontemlerle dengesiz ve kararsiz   bir sekilde son 10-15 senede %5-8 gibi bir orandan  bugunku orana katlayarak yukselmistir.  Bati demokrasilerinin "serbest ortamlarinda" koktendincilerin benzer oy orani ise dengeli bir sekilde yillardir sabit kalmaktadir. Bati demokrasilerinde temel ozgurluklere ve haklara sahip olan ve toplum dinamikleri yerlesmis ulkelerde asiriliklarin dengeye ulasmis kararli oy orani "global" bir manzara arzediyor. Türkiye'de toplum belli/ayni kosullar ve yontemler altinda bu kararli dengeyi bulacak ve koruyacaktir. Onun icin korkmayalim, yeter ki o kosullari ve dinamigi kazanma yolunda ve surecinde toplumumuz aciklikla ilerlesin. Bu isin dogasinin bilinen kanunlari bunu gosteriyor; ama korkularla, korkutmacalarla mazur gosterilen ve sarilinan zorlayici, dayatmaci ve yasaklayici hareketlerin bu kanunlar arasinda yeri yok.

Gecenlerde (9 Mayis 1999),Milliyet gazetesinde Sayin Taha Akyol'un bir yazisi konuya toplum bilimi acisindan yaklasiyordu. Taha Bey, unlu sosyolog Max Weber'den bahsediyor ve Raymond Aron'in "Karizma ve Kurum Insasi Üzerine" adlı kitabindan (Derleyen S. N. Eisenstadt, On Charisma and Institution Building, Chicago 1984, ISBN 0- 226 - 87724 - 8) alintilar sunuyor. Onemli ve konumuza uygun bolumlerinden alintilar yapacagiz:

"Eisenstadt, uzun önsözünde, "bürokrasi, hukuk sosyolojisi, din sosyolojisi, kapitalizm türlerinin analizi" konularında Weber'in henüz aşılamadığını yazıyor. Bu hayati konularda bizde ferman çıkaranların kaçı Weber'i incelemiştir? Sosyologlara ihtiyacımız yok' mu?! Weber, böyle 'bilgi sahibi olmadan görüs sahibi olan' biri değil... WEBER'e göre, ortaçağ zihniyeti ve dindarlığı "irrasyonel"dir, kapitalizmle yani ekonomik modernleşme ile bağdaşmaz. (Sf. 154 - 156) Kapitalist zihniyet ise "rasyonel"dir, din anlayışlarında da "rasyonelleşme"ye yol açar. Türkiye işte bu "kapitalistleşme" sürecini yaşıyor. "İrticai sermaye" lafının ortaya çıkması bundandır. Eski tip toplumlarda "sermaye" olmaz ki "irticai" olsun; kadın okumaz ki "türbanli" olsun!  Weber din - ekonomi ilişkilerini incelerken, "rasyonalist tarikatlar" kavramını vurgular... Batı'da toplumsal modernleşmeye büyük katkıları olan bu tür tarikatlardan birinin bir 'talimat'ı: "Tanrısızlar birbirine sürekli güvenemezler, iş yapmak için bize geleceklerdir; dindarlık zenginliğe giden en güvenli yoldur." Bizde olsa, 312'den hapse atılırdı! Weber'e göre, bu talimat "tarikatın içsel ve dışa dönük disiplini"nin kapitalist "rasyonelleşme"ye dönüşmesinin ifadesidir! (Sf.163 - 164) WEBER yazıyor: "Zahid - dindar için ruhani kurtuluş daima rasyonel hareketlerle kendini gösterir; amacı ve araçları vardır, sıkı ilkeler ve kurallar tarafından yönlendirilir..."Bizim hafiye kafalı devlete göre, bu tablo "irtica" adlı yedi başlı ve elektronik beyinli "habis ur"un resmidir! Weber'e göre ise, ticari hayat "ekonomik rasyonalizm ile sıkı kuralcı din arasında bütünleşme" sağlar, bu sürüçte din anlayışı da "rasyonelleşir", böylece toplumsal sekülerleşmeyi (laikleşmeyi) geliştirir. (Sf. 281 - 293) Weber "rasyonalist Protestanlığın üç özelliği"nin moderleşmeyi hızlandırdığını anlatır. (Önsöz, sf. xlvi) Bu özellikler İslam'da da vardır. Piyasa ekonomisiyle birlikte bizde de "dini şirketler"in ortaya çıkması, aynı modernleşmenin ifadesidir. Weber'e göre, modernleşme süreci "kenar"dakilerin "merkez"e katılımı ile ilerler: Demokratik ve ekonomik mücadelelerin modernleşmeye eşlik etmesi bundandır. (Önsöz sf. liv)  İşte türbanlı kız da, şirketleşen tarikat da modern "merkez"e 'katılmak' istiyor: Bu aşağıdan yukarıya bir modernleşme, sekülerleşme sürecidir. 'Yukarıdan bakan' atgözlüklü devlet ise, bu toplumsal modernleşmenin yolunu kesmeye çalışıyor!

Turban/basortusu ne amacla kullanilirsa kullanilsin ister masum, ister kotu niyetli, bu sorun vardir, olgunlasmistir, korkmadan cesaretle uzerine gidilip ozgurluk ve kisisel haklarin lehinde halledilmelidir. Turbani ve basortusunu siyasal amacla kullanmak isteyenlerin silahini ellerinden almanin en onemli adimlarindan birisi budur. Akilin ve bilimin gozledigi kanunlara, yaklasimlara ve sureclere guvenelim, bu dinamigin isleyisini sagliyan kosullari isin dogasina korkmadan teslim edelim, cunku Türk Toplum'u bu evrimlesmeyi gecirmektedir, bunu anlamayan zorlu yontemler toplumda yalnizca ic gerilmeler yaratmakta, cokuntuye davetiye cikarmaktadir.

Inanmiyor musunuz? O halde eskiden boyle degildi, neden bu isler bu noktaya geldi bugun diye hayiflanmayin o zaman. Bugune kadar kullanilan yontemin isi kurtarmadigini, tersine daha da azdirdigini gorelim artik...

Merve Kavakci'dan da bahsedecektik degil mi?

Odak noktamiz "dini inanci geregi basi ortulu bir milletvekilinin TBMM'de bulunabilmesi" idi, Merve Kavakci kisi olarak asla odak noktamiz degildi. Ama  24 Subat 1999'da TBMM adayligi kesinlestikten sonra ABD vatandasi da olmak icin 5 Mart 1999'da yemin etmesi kanuna uygun olsa da ahlaka ve vicdana aykiri seylerdir. Bu yuzden TBMM'nden veya ABD'vatandasligindan vazgecmesi gerekirdi. Kanunlara gore bir Türk vatandasinin baska bir vatandasliga gecmesi, ikinci vatandasliga gecmeden evvel veya sonra izinle Türkiye tarafindan kabul ediliyor ve o kisi tum Türk Vatandasligi haklarini koruyor.

Biz senelerdir hem Türk Vatandasi hem ABD vatandasi olup da hala izin almamis veya ABD vatandasi olduktan aylarca sonra izin icin basvurmus bircok Türk Vatandasi taniyoruz. Cogu da Türkiye icin ikinci vatandasliklarinda Türkiye'de olan tek vatandaslikli Devlet ricalimizden ve bircok vatandastan daha fazla Türkiye yararina calisiyor, Türkiye yiyip, Türkiye iciyorlar!

Merve Kavakci 5 Mart'tan beri izin icin basvuruda bulunmus olabilirdi, ama bunu birkac ay sonra da yapabilirdi. Yapmis olsa bile, TBMM'deki olaylardan sonra Devlet hala izin vermeyebilirdi. Zaten anlasilan da oydu ki "Devlet" Merve Kavakci'yi gozden cikarmisti. Cunku "turbanla" mucadelede kararliydi ve zafer kazanildi: Merve Kavakci'nin izin icin basvurusundan evvel silahlar cekildi ve onu vatandasliktan cikararak bu isi hallettiler. Ona diger (cifte) vatandasliklilardan ayricalikli bir islem yaptilar... Cunku Anayasa'miz da oyle yaziyor: "Türkiye Cumhuriyeti....insan haklarina saygili ... laik ve sosyal bir hukuk devletidir. MADDE 2"

"Ben Türk Vatandasiyim"  diyen o topraklarda dogan herkes hangi sucla ve nedenle olursa olsun vatandasliktan hicbir organ tarafindan atilamamalidir taa ki kisi acikca, gonullu ve yazili olarak "ben Türk vatandasligindan cikmak istiyorum "diyene kadar.. Bu konuyu da bir "insanlik hakki ve uygarlik meselesi" olarak degerlendiriyoruz.

Merve Kavakci hem kendine, hem " basortme" sorununa, hem de "temiz, has muslumanliga ve muslumanlara " ve  genelde de ulkeye zarar verdi. Cunku onun kirdigi potlar "muslumanlik" degerleriyle de hic uyusmadi. Bazi zihinlerde Musluman-Laik catismasi iyice yerlesti ve haklilik kazandi. 

Senaryo isliyor....

Devlet Baba mi? O da ne yazik ki "iyi bir mucadele verdi" saniyor...

Kaynaklar: 

Atatürk'ten Secme Dusunceler Yusuf Çotuksoken, Özgül Yayinlari-ISBN 975-531-007-X, 1994

Atatürk'un Soylev ve Demecleri I-III, Türk Tarih Kurumu- 1989.

Atatürk Reformlari ve Islam, Dr. Abdullah Manaz, Akademi Kitabevi, Izmir, 1995